Kategori arşivi: Çocuk

Merhaba Dünya

ArdaLara Net; Bir Sosyal Sorumluluk Projesidir. Çocuk, genç, ana-baba, özetle bu konuları önemseyen herkes için güncel ve aktüel konularda yazı yazılması, internet ve web dünyasındaki güncel bilgilerin aktarılmasını amaçlamaktadır.
Site; reklamsız, siyasetten uzak, sadece yaşamlarımızda bizler ve özellikle de başta geleceğimiz çocuklarımızın eğitilmesi ile onlarla bağlantılı tüm insanlar için gerekli bilgilerin sağlanmasına çaba gösterecektir.
Özetle hayatı paylaşacaktır…
Kuruluş amacında belirtilen hususlara uygun olarak ArdaLaraNet‘in geliştirilmesine devam edilmektedir.
Bu süreçte; paylaşılacak konular, kendilerinden yararlanılacak diğer internet siteleri, titizlikle ve büyük bir dikkatle incelenmektedir.
Böylece yayıma alınacak içeriklerde zararlı herhangi  bir uygulama vb. hususların yer almadığından emin olduktan sonra bu sitede kullanılmaktadır.
Özetle, güvenli ve güvenilir paylaşım yapılmasına hassasiyet gösterilmektedir.

Her Şeyi (Kategori-Yazı-Sayfa) Toplu Halde görmek İçin Tıklayın : Arşivler

Çocuklar İçin Sitedeki Uygulamalar :

Site ile ilgili daha fazla bilgi alınacak diğer yazı ve sayfalar :

Sponsor ve Destekleyen :

ArdaLara Net ‘in Sponsorluğunu Hasaka Blog  ve onun kurucusu
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi yapmaktadır.
– Kullanılan bazı içerik ve bağlantı linkleri, esas hedef olan ArdaLara Net‘in kurulması amacıyla, daha önce Hasaka Blog ‘da oluşturulmuştur.

 

 

Kanserde Yeni Umut Reovirüs

reovirüs1Çocuklar ile bazı yetişkinlerin nezle olmalarına neden olan bir virüsün, kanserle mücadelede yeni bir umut olabileceği belirlendi. İngiltere Leeds Üniversitesi uzmanları, genelde hafif nezle ve mide ağrılarına yol açan “reovirüs”ün, habis tümörleri küçülttüğünü saptadı. Reovirüs kanserli hücrelere evsahipliği yaparken vücudun bağışıklık sisteminin harekete geçmesini sağlıyor. Böylece vücut

reovirüsle birlikte kanserli hücreleri yok ediyor.

Araştırmayı yöneten Profesör Alan Melcher, “Virüslerle tedavi, kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi müdahaleden çok daha kolay ve ekonomik” dedi. Virüs vücuda damar içine zerkedilerek veriliyor. Virüsler hemen kanserli hücrelere yerleşiyor.


Sayfa, Hasan Sabri Kayaoğlu tarafından hazırlanmıştır…

Baba Sevgisi En Az Anne Sevgisi Kadar Önemli

babalar-ve-çocuklarABD’deki Connecticut Üniversitesi’nin çalışması, çocukken baba sevgisinden yoksun kalan bireylerin  yetişkinlik döneminde ikili ilişkilerde ciddi sorunlar yaşadığını ortaya koydu. Dünyada son 50 yılda, farklı ülkelerde, çocukluktan

yetişkinliğe geçişte ebeveynlerden yoksunluğun bireyin kişiliğinin şekillenmesine etkilerinin konu edildiği 36 araştırmayı değerlendiren Connecticut Üniversitesi ekibi, baba sevgisinin de en az anne sevgisi kadar önemli ve kişilik gelişiminde belirleyici olduğunu bildirdi.

Çalışmanın yöneticisi, Connecticut Üniversitesi Öğretim Görevlisi Ronald Rohner, çalışma sonuçlarına ilişkin raporda, ebeveynlerinin sevgisinden veya varlığından yoksun büyüyen çocukların kültür, ırk, cinsiyet ayrımı olmaksızın yetişkinliklerinde benzer tepkiler verip benzer sorunlarla karşı karşıya kaldıklarını belirtti.

On binden fazla katılımcının 13 ülkeden psikolog tarafından değerlendirildiği çalışmaya göre, özellikle baba figürünün eksikliği çocuğun daha endişeli, güvensiz ve üçüncü kişilere karşı saldırgan tutum takınmasına neden
olurken ikili ilişkilerde de ciddi bağlanma sorunları görülebiliyor.

Çalışmada, babanın çocuk gelişimindeki rolü ve öneminin çoğu zaman anne sevgisi karşısında ikinci planda kabul edilmesinin büyük bir hata olacağı belirtilerek, ”Umarız bu çalışmada varılan sonuçlar, birçok erkeği çocuklarının yetişmesinde daha aktif rol oynamaya teşvik eder” deniliyor.

”GÜVEN DUYGUSU ÖNEMLİ”
Çalışmanın sonuçlarını değerlendiren psikolog Seval Baysal’ın Radikal’deki yazısının Devamını Oku…  


Sayfa, Hasan Sabri Kayaoğlu tarafından hazırlanmıştır…

Çocukları Doğru ve Sağlıklı Büyütmek Önemlidir

Çocuklarını büyütmek ve onları hayata hazırlamak her bilinçli ebeveynin mutlaka vazgeçilmez hedefidir. Bu yolda hemen her fedakarlığı yapmaya da hazırdırlar. Ancak işleri hiç de kolay değildir. Şayet doğru bilgilenme, bilinçli çözümler ve sağlıklı büyütme konusunda yetersiz kalırlarsa, bunun eksikliği ve olumsuz sonuçlarına katlanacak olanlar çocuklarıdır. Özetle, “doğru ve sağlıklı çocuk büyütmek” çok önemlidir.

Bu konuda gerçekten güzel yazılara rastladım. Onları sizlerle paylaşacağım.

Egzersiz Çocukları Depresyondan Koruyor

Uzmanlar, egzersiz ve sporun, sadece bedensel bir uğraş olmadığını, özellikle çocukların sosyalleşme ve topluma uyma süreçlerinde etkin bir rol oynadığını söylüyor.
Bu fiziksel aktivitelerin kendi içinde kuralları olduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serap İnal, egzersizin çocuklara sevdirilmesinin önemine dikkat çekti.
Çocukların, egzersiz veya spor yaparken yeni özellikler kazandığını, fiziksel olduğu kadar ruhsal olarak da geliştiğini belirten İnal şunları söyledi:…Devamını Oku…

Kendine Güvenen Çocuk Yetiştirmek

Her anne babanın isteğidir kendine güvenen bir çocuk yetiştirmek; hayata karşı daha güçlü, zorluklarla kolayca baş edebilen , çabuk pes etmeyen , kendi ayakları üzerinde duran, her durumda kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek güce sahip olabilecek bir birey olmasını arzu eder.
Kendine güven duygusunun temeli birçok süreçte olduğu gibi bebeklik döneminde atılır. Bir yaş sürecine kadar anne babasından yeterli ilgi ve sevgiyi görmek, ilerleyen yaşlarda bu güzel duygunun devamının sağlanması çok önemlidir. Sevildiğini hissetmek kendini değerli ve önemli hissetmenin temelini oluşturur. Sevilme duygusu ile kendini güvende hisseden çocuğunuz güven kavramını bu dönemde yaşayarak öğrenir  kendi kanatları ile uçma zamanı geldiğinde de kendisi için harekete geçebilecek becerilere sahip olur . Bu nedenle özellikle çocuğunuzun sosyalleşmeye başladığı 3 yaş dönemine kadar sevginiz çok daha önem kazanmaktadır.
Psikolog Eda Gokduman:
Çocuğunuzun duygusal gelişim sürecinde kendine güven duygusunun oluşması bebeklik  ve sonrası dönemlerde davranışsal kazanımlarla da ilgilidir. Buna birkaç örnek vererek açıklarsam daha iyi algılayabilirsiniz.
Örnek 1 ; 6 ay itibari ile çocuklar katı gıda sürecine başlar. Zamanla gelişimsel becerilerin eklenmesi ile kendi kaşığını kendi tutma, dökerek de olsa kaşığını ağzına kadar götürüp “ben yedim”  başarısını göstermesini isteriz.  Oysa birçok anne bu dönemle başlayan ve sonrasında da üzülerek devam ettiğini gözlemlediğimiz destekleme davranışlarına  devam ediyor.
Kendi yemeğini yemeği başarabilen bir çocuk…Devamını Oku…

Çocuk Yetiştirmeyle İlgili Doğru Bilinen 8 Yanlış

Geçmişten günümüze kulaktan kulağa aktarılan birçok bilgi, çevrenin yönlendirmeleri veya günümüzün bilgi kirliliği, çocuk yetiştirirken annelerin doğru bilgiye ulaşmalarını kimi zaman engelleyebiliyor. Peki doğru bildiğimiz bu yanlışlar hangileri?
Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ve Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Doç. Dr. Neşe Karaaslan Bıyıklı, çocuk sağlığıyla ilgili annelerin en sık karşılaştıkları doğru bilinen yanlışları anlatıyor:

Bebek fazla kucağa alınmaz, alınırsa kucağa alışır! Yenidoğan bebeğinizi emzirmek, altını değiştirmek, sevmek, okşamak, konuşmak için kucağınıza almalısınız. Anne ile bebek arasında kurulacak sevgi ve güven bağı için bu çok önemlidir. İstekleri karşılanan, sevgi ve güven hisseden bebeğinizi daha ileri dönemlerde uyku, beslenme gibi durumlar için belirli bir düzene alıştırmak daha kolay sağlanır.  Özellikle ilk üç ay bebeğinizi sık sık kucağınıza alın.

– Şişman çocuk sağlıklıdır! Şişmanlık sağlık değil, sağlıksızlık göstergesidir. Hem çocukluk çağı hem de erişkin dönem için hipertansiyon, damar sertliği, şeker hastalığı, ortopedik bozukluklar, pişik, solunum yolu enfeksiyonları, psikolojik bozukluklar gibi birçok hastalıkla ilişkisi saptanmıştır. Dengeli beslenenen çocuk zayıf da olsa sağlıklıdır.
– Dondurma hasta eder! Dondurma gibi serinletici yiyecekler sağlık kurallarına uygun olarak hazırlandıktan sonra, üretim ve…Devamını Oku…

Kadınlık=Annelik=Kutsal mı?

Annelik, sorumluluk ve iktidar barındıran, tanımı ve yükümlülükleri değişen karışık bir mevzu. Acaba gerçekten anne olunca mı anlaşılıyor? Annelik meselesine kafa yormuş genç bir anne, Dr. Evren Balta Paker anlatıyor.

“Annelik pratiğine güvensizlikle başlıyorsunuz”

Kadınlar annelik konusunda nerelerde bocalıyor?

Hamilelikten itibaren bocalıyor. Çünkü 20. yüzyıldan itibaren annelik standardize oldu. Anneliğin her dönemine ilişkin, sizi belirli formatlara sokan kurallar var. Uzmanların görüşleri ve araştırmalarla bu kurallar yenileniyor.
Kadınlar hamile kaldığı andan itibaren, kendini süper bilinçli yetiştirmek zorunda hissediyor. Böylece “Herkes milyonlarca yıldır çocuk yapmış, ben de yapabilirim” düşüncesi ortadan kalkıyor.
Maalesef annelik pratiğine, hiçbir şey bilmediğinizi düşünüp, ciddi güvensizlikle başlıyorsunuz. Ama öğrenmeniz gereken kaynak anneniz değil. Bu yüzden pek çok kadın…Devamını Oku…

Okumanızda yarar olan diğer yazılar ise:

Çocuğun duygusal olarak istismarı


Sayfa, Hasan Sabri Kayaoğlu tarafından hazırlanmıştır…

Çocuklara Eğlence ve Oyunla da Öğretebiliriz

Çocukların hayatında özellikle de büyüme süreçlerinde, eğlence ve oyunun ne kadar önemli bir rolü olduğunu sürekli vurgularım. Bu o kadar vazgeçilemez ve olmazsa olmaz bir husustur ki, eksikliği ve onu yaşayamamış çocukların ileri ki yaşamlarında çoğunlukla streslere, bazen de psikolojik sorunlara sebep olabilmektedir.

Önceki yazılarımdan birinde, Sayın Hocamız Prof.Dr. Doğan Cüceloğlu’nun: “Bir insanın anavatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.” sözlerini sizlere aktarmıştım…

Bırakın onlar oyunlarını doya doya oynasınlar.

Bırakın çocukluklarını olması gibi geçirsinler.

Bırakın ruhları ve bedenleri olabildiğince doygunluğa ulaşsın..

Bu süreçte onlarla bütünleşerek ve oyunlarla iç içe olarak öğrenme işinin de yapılabilmesini sağlayabiliriz.

Onlara zaman ayırmak, birer birey muamelesi yapmak, ailede eşit haklara sahip bir insan olduğunu hissettirmek, kendine güven, sevme-sevilme güdüleri ve daha bir çok özelliği ve becerisini geliştirebilmesine destek verebiliriz…

Sonuçta, gelişmesine verilecek bu katkılar, onun da ileride benzer doğru davranış alışkanlıklarını kendi çocuklarına aktarabileceği düşüncesi ve de bunu bilmenin mutluluğunu yaşayabilmenin de gururu içinde olabileceğiz…

Evet, bu laflardan sonra sizlere aşağıdaki oyunu sunuyorum. Bendeniz internette oyun oynama alışkanlığı olmayan biriyim. Ancak bu oyunu gerçekten çok beğendim…

Umarım benim de torunlarımla bu oyunu oynayabilme fırsatım olur.

Bugün cuma, haftanın son günü. Hafta sonunda çocukları olan anne ile babaların, onlarla bolca ve mutlu birliktelikler içinde ve oyunlar da oynayarak çok iyi bir hafta sonu geçirmelerini diliyorum…

Hadi buyurun ördek Daffy’nin uçaktan atlama videosunu beraberce izleyelim…


Sayfa, Hasan Sabri Kayaoğlu tarafından hazırlanmıştır…

Sigara İçen Çocuklar [Bilgi Grafiği]

Çocukların sigara içmeleri, sigaraya başlama yaşları vs. bilgilerini içeren bu bilgi grafiği, İngiltere için hazırlanmıştır. Ülkemizle nüfusu birbirine yakın bu ülkedeki istatistiklerle, ülkemizdekilerin yakın değerlerde olabilecekleri düşünülmektedir. Bilgi grafiğindeki başlıkların tercümesi de sunulmuştur.

[Infographic-Bilgi Grafiği] 



Sayfa, Hasan Sabri Kayaoğlu tarafından hazırlanmıştır…

Çocuklara En Büyük Miras Bir Can’dır

çocuklara-miras“Bir insanın anavatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar

yaratmaktır.” Bu harika ve çok doğru sözlerin sahibi hocamız Prof.Dr. Doğan Cüceloğlu’dur. Aşağıdaki hikaye de kendilerine aittir. Buyurun okuyun…

Kaliforniya’da Long Beach şehrindeki Eyalet Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak ders verirken, aynı sömestirde benim iki dersimi alan bir kız öğrencim dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu genç bayanın şu özelliklerinin farkına varmıştım: Her şeyden önce çok güzel bir kızdı; gözüm gayri ihtiyari ona gidiyordu. İkinci olarak çok iyi bir öğrenciydi; bütün sınav ve ödevlerde en yüksek notu o alıyordu. Ayrıca, çok hanımefendi, çok nezih bir kişiliği vardı.

Bölümün bir pikniğinde kız öğrencimin nişanlısıyla tanıştım ve itiraf edeyim, ilk aklımdan geçen, ‘Armudun iyisini ayılar yer’ düşüncesi oldu. Yukarıda özelliklerini saydığım o güzel kızın bana tanıştırdığı erkek, yirmi yedi-yirmi sekiz yaşlarında, saçı biraz dökülmüş, şişman denecek kadar toplu, çirkin, kısa boylu biriydi.

Bu kişiye parası için yüz vermiş olabileceğini düşündüm. Daha sonra öğrendim ki, bu genç adamın parasal gücü yok; başka bir üniversitenin psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi olarak okula devam ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer yapıp profesör olmak istiyor.

Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuştu? Bir hafta sonra ders çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaştım ve Sally adıyla anacağım öğrencimle aramızda şöyle bir konuşma geçti:

‘Sally, nişanlınla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum?
‘Bir kilise faaliyetinde aynı komitede çalıştık; o zaman tanıdım kendisini’, ‘Nesi seni etkiledi; hangi özelliklerini sevdin?
Sally, bir Amerikalı olarak bu soruyu hiç beklemiyordu. Amerikan kültüründe, bu tür sorular kişinin mahremiyetine tecavüz olarak kabul edildiğinden pek sorulmaz. Amerikan kültürüne göre ben o anda Sally’nin mahremiyetine ‘burnumu sokuyordum.’
Şaşkınlığı geçince çok içten, gözlerinin içi gülerek, ‘O şahane bir insan;
o benim kahramanım! Ben ondan çok şeyler öğrendim’ dedi.

O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu. Güzel bir kadının
erkeğine, ‘Sen benim kahramanımsın’ duygusu içinde bakmasının erkeğe verilmiş en büyük hediye olduğunu hissettim ve anladım. Bu hediyeyi, hayatım boyunca hiç almadığımı biliyordumve o kişiyi kıskandım.

‘Nasıl yani?’ dedim.
‘Frank bir yetimhanede büyümüş. Yetim olmanın ne demek olduğunu bildiği için, üniversite öğrencisi olunca, yetimhaneden iki çocuğa ağabeylik yapma kararı almış. Haftada on saatini onlara ayırıyor; onlarla buluşup oynuyor, kitap okuyor, onları müzeye götürüyor.
Onların iyi gelişmesi için elinden geleni yapıyor. Biri ameliyat oldu, hastanede yatıyor ve Frank şimdi akşamları hastanede kalıyor, geceleri ona bakıyor.’

Yüzüme tokat yemiş gibi oldum. Utandım. Kendime kızdım. Ben güya en yüksek eğitim düzeyine gelmiş biriydim ve karşımdakini haladış görünüşe göre yargılıyor ve onu ‘ayı’ olarak görüyordum. İçimdeki pislikten utandım.

Bir süre sonra Sally’nin içinde yetiştiği aile ortamını merak etmeye başladım. Şöyle bir mantık yürüttüm: O adama baktığım zaman ben neden, ‘Armudun iyisini ayılar yer’ diye düşündüm? Çünkü ben, içinde yetiştiğim ortamda sık, sık bu benzetmeyi duyarak büyümüştüm. İçinde yetiştiğim ortam beni nasıl
etkilemişse, Sally’nin içinde yetiştiği ortam da onu öyle etkilemiş
olmalıydı.

Birkaç hafta sonra Sally’e, ailesinin nerede oturduğunu sordum. Los
Angeles’in üç yüz elli km kuzeyindeki bir kasabada oturuyorlarmış. Onun ailesiyle tanışmak istediğimi, bunu mümkün olup
olamayacağını sordum. ‘Kendilerine bir sorayım, eminim
sizinle tanışmak isteyeceklerdir,’ dedi ve iki gün sonra, ‘Ailemle
konuştum; sizinle tanışmaktan mutlu olacaklarını söylediler,’
dedi.

Dört-beş hafta sonra San Francisco’ya gidecektim, Sally’nin ailesinin
yaşadığı kasaba yolumun üstündeydi, onlara uğrayabilir, onlarla tanıştıktan sonra yoluma devam edebilirdim.
Bu planımı Sally’e söylediğimde Sally, ‘O gün ben de aileme gidecektim; isterseniz beraber gidebiliriz,’ dedi. Ailesine haber verdi. Onlar da sabah kahvaltısına gelmemizi söylemişler. Long Beach’ten sabahın altısında yola çıktık ve dokuz buçuk civarında Sally’nin ağabeyi Brian’ın evine vardık.

Sally’nin babası George orada buluşmamızı uygun görmüş. Çok güleryüzlü bir aileydi. Brian’ın, en ufağı dört yaş civarında dört çocuğu vardı. Ziyaret ettiğim bu güler yüzlü sıcak ailede, iki olay gerçekten dikkatimi çekti. Bunlardan ilki, Sally’nin babası George’un torunlarıyla konuşurken onların göz hizalarına inmesiydi.

Bunu o kadar doğal yapıyordu ki, artık farkına varılmadan yapılan bir davranış olduğu belliydi. Sally’ye, babasının torunlarıyla hep böyle mi konuştuğunu sordum. ‘Evet’ yanıtını alınca, kendisi çocukken de babasının, onunla göz hizasına inerek mi konuştuğunu sordum.
‘Evet, biz böyle biliyoruz. Ağabeyim Brian da çocuklarıyla böyle konuşur; ben de kendi çocuklarımla böyle konuşacağım. Biz böyle biliyoruz’, dedi.

Tüylerim diken diken oldu.
Ben üniversite öğretim üyesiydim ve insan psikolojisi benim uzmanlık alanımdı ama üç çocuğumdan hiçbiriyle göz hizasına inerek konuştuğumu hatırlamıyordum. Kendime kızdım; sonra kendime kızmaktan da vazgeçtim, beni yetiştirenlere kızdım. Sonra onlara kızmaktan da vazgeçtim ve bütün nesilleri yetiştiren kültür ortamına kızdım. Daha sonra kimseye kızamayacağımı anlayarak, oradaki öğrenme fırsatından yararlanmaya karar verdim.

Torunlarının önünde diz çökerek konuşan dede George’a ‘Beyefendi, çocukların göz hizasına inerek konuşuyorsunuz!’ dedim.
Bana biraz şaşkınlıkla gülümseyerek, ‘Tabii, onlar küçük insanlar!’ yanıtını verdi. Öyle bir bakışı vardı ki, bu bakış sanki ‘Bu kadar doğal bir şey ki, herhalde bunu herkes yapıyordur; sen yapmıyor musun?’ diyordu.

O bakışa karşı bütün yaptığım, mahcup bir gülümseme oldu.

Bu güler yüzlü sıcak ailede dikkatimi çeken ikinci olay, Sally’nin ağabeyi Brian’ın davranışı oldu. Brian, Pasifik ülkeleriyle ticaret yapan, oldukça varlıklı biriydi. Evlerinin büyüklüğünden, yüzme havuzundan, çiftliklerinden, arabalarının türünden ailenin zenginliği belli oluyordu.

Kahvaltıdan sonra saat on bir dolaylarında telefon çaldı ve Brian bir süre telefonla konuştu. Ofisten arıyorlarmış, Koreli bir işadamı Los Anegeles’ta imiş, kendisiyle görüşmek için helikopterle saat 14′te gelmek istiyormuş. Başka bir randevusu olduğunu söyleyerek bu teklifi reddetmiş olan Brian, bize durumu şöyle açıkladı:

‘Dört çocuğum var ve her hafta biriyle dört saat baş başa geçiririm. Bugün dört yaşındaki kızım Mary’le randevum var. Çocuklar çok çabuk büyüyorlar, eğer dikkat etmezsen, bir bakıyorsun, büyümüşler ve onlarla beraber zaman geçirme olanağı kaybolmuş.

Brian’ın yaşam vizyonunu sormadım, ama davranışından nelere öncelik verdiği belli oluyordu. Brian için çocukları şüphesiz en az işi kadar önemliydi. Brian’ın yaşamında bununla ilgili bir pişmanlık duygusu, bir ‘keşke’ olmayacak.

Sally’e sordum: ‘Baban seninle randevulaşır mıydı?’
‘Evet’, dedi, ‘yalnız benimle değil, her çocuğuyla sırasıyla baş başa zaman geçirirdi. Ve ilave etti, ‘Biz böyle gördük, böyle biliyoruz. Benim çocuğumun da babası böyle yapacak!’.

Gülümseyerek, ‘Nereden biliyorsun?’ diye sordum.
‘Biz Frank’le konuştuk’ diye cevap verdi. Yine içim cız etti. Daha doğmadan çocuğun gelişme ortamıyla ilgili bir bilinç oluşmuştu.

Kendi çocuklarıma içim yandı. Evlenmeden önceki bilincimi, kafamın karmaşıklığını, evlendiğim kıza ettiğim eziyetleri ve ondan da acısı, kendi yavrularıma çektirdiğim acıları düşündüm. Biraz daha düşününce kendimin de acı çektiğini anladım ve bu sefer kendi çocukluğuma içim yandı. Daha sonra babamın, anamın çocukluğuna içim yandı.

Ve son durak olarak ülkemin tüm çocuklarına içim yandı.

Yine kimseye kızamayacağımı anlayınca, ‘bundan sonra ne yapabilirimle ilgili düşünmeye karar verdim. İşte değerli okurum; yazdığım kitaplar, verdiğim seminerler, hazırladığım televizyon programları, ‘Ne yapabilirim?’ sorusuna verdiğim yanıtların öğeleridir.

Sally’nin içinde yetiştiği ortamı görmüş ve anlamış biri olarak onun davranışlarına şimdi daha iyi anlam verebiliyorum.
Sally,içinde yetiştiği ailede, var oluşun beş boyutunu da doya, doya
yaşayabilmişti.

Çocuğun hizasına inerek onunla göz göze konuştuğunuz zaman çocuk, ‘Sen varsın, sen doğalsın, sen değerlisin, sen güçlüsün ve sen sevilmeye layıksın’, mesajı alır ve çocuğun CAN’ı beslenir.

Çocuğuyla randevusuna sadık kalan baba, ‘Seninle zaman geçirmek istiyorum, seni özledim’, mesajını güçlü olarak verir. Çocuk bu mesajı zihinsel olarak değil, sezgisel olarak alır ve aldığı bu sezgisel mesajlar sayesinde çocuğun hamuru, ‘Ben sevilmeye layık biriyim!’ diye yoğrulur.

Bir ana babanın çocuklarına verebileceği en büyük miras, var oluşun beş boyutunda beslenmiş ve buna inanmış güçlü bir CAN’dır.

Prof.Dr. Doğan Cüceloğlu : Web Sitesi

Sayfa, Hasan Sabri Kayaoğlu tarafından hazırlanmıştır…

Sağlığınız İçin Burundan Nefes Alın

Sağlıklı bir yaşam için burundan nefes almanın önemi var. Nefes almada burun yerine ağzını kullananlarda ağız ve dişte başta olmak üzere birçok hastalık görülüyor. Ağızdan nefes alanların dudaklarında çatlaklık, diş etlerinde gerilemeler ve dillerinde kuruluklar oluşabiliyor. Uzmanlar

burundan nefes alınması gerektiğine vurgu yapıyor.

Sağlıklı bir yaşamın temelinde düzenli nefes almak yatıyor. Bireylerin bazen doğru kabul ettiği bilgiler de uzmanlarca yanlış olarak değerlendirilebiliyor. Sağlıklı yaşamın temeli sayılan nefes alma eylemi yanlış yapıldığında insan sağlığına yarar yerine zararlar verebiliyor. Nefes almak için burun yerine ağzını kullananlarda fiziksel hastalıklarda görülüyor. Dudaklarda çatlamalar, diş etlerinde gerilemeler, gülümsemede diş etlerinin görünmesi, bademcik ve geniz büyümesi ağızdan nefes almanın insanda bıraktığı olumsuz etkilerden bir kaçı. Burun yerine ağızdan nefes alanlarda yüzde 46 bademcik ve geniz büyümesi, yüzde 17 alerji ve alerjik burun tıkanıklığı, yüzde 14 burun içindeki kemiklerin sağa ya da sola eğik olması ve uyku anında sıçrayarak uyanma gibi farklı hastalıklar görülebiliyor. Ağızdan nefes almak, bireylerde yalnızca fiziksel etkide bulunmuyor, uyku düzensizliği de getiriyor. Uyku sırasında ağızdan nefes almak başta horlama olmak üzere nefes durmalarına neden oluyor ve bu şekilde bireylerde uyku düzeni bozuluyor. Yapılan araştırmalarla ortaya konulan sonuçlarda oldukça dikkat çekici. Uykusunu düzenli alamayan bireyler devamlı bitkin, yorgun, halsiz ve asabi oluyor.

Ağızdan nefes almak yalnızca yetişkinler için tehlike oluşturmuyor. Uzmanlar, bu tehlikenin gelişim evresindeki çocuklar için de ciddi bir risk taşıdığını belirtiyor. Ağızdan nefes alan çocuklarda gelişim geriliği, alt ve üst solunum yolu enfeksiyonları, sinüzit ve akciğer enfeksiyonları ortaya çıkıyor.

Ağızdan nefes almayı alışkanlık haline getiren kişilerin burunlarında mutlaka Devamını Oku…

Sayfa, Hasan Sabri Kayaoğlu tarafından hazırlanmıştır…

 

Muhteşem Fotoğraflar: Besinlerdeki Şeker Miktarına Dikkat..!

Evde, pastahanede, kafede vb. yerlerde tükettiğimiz her türlü yiyecek ve içecekdeki kalori miktarını biliyor muyuz? Özellikle şeker miktarını? Fazlasıyla duyarlı ve bilinçli olunması gereken bu konuda uzun laflar yerine, aşağıdaki

resimlerde göreceğiniz yiyecek-içeceklerdeki şeker miktarları, sizlere yeterince fikir ve bilgi verecektir…
Not: 1 adet kesme şeker yaklaşık 4 gr.dır ve bir çay kaşığı toz şekerin ağırlık miktarıyla aynıdır. Ayrıca 1 Gr. şeker 4 kalori olup, bir adet kesme şekerde ise
16 kalori bulunur. Bu değerlere göre aşağıdaki resimlerde görülecek besinlerin kalori miktarları kolayca hesaplanabilecektir…

Şeker faydaları kadar, bilinçsizce tüketildiğinde sağlık için ciddi riskler de (bilhassa çocuklar ve gençler için) oluşturabilmektedir…

Fotoğraflardaki besinlerin hangisi olduğu için farenizi fotoğrafların üstüne getirin.

Besinlerdeki Şeker Miktarları :

kolalarlimonatasnickersportakal suyustarbucks kahvered-bullşeftalikirazkarpuzmuzkavunçilekmısır


Besinlerdeki şeker miktarına dikkat etmekte yarar vardır….
besinlerdeki şeker şeftali

Şiddet Gören Çocuklar da Şiddet Uyguluyor

Şiddet gören erkek çocuk eşine de uyguluyor!
Çocukluğunda fiziksel ya da psikolojik şiddete maruz kalanlar, evlendiğinde eşine de aynı şiddeti uyguluyor. Prof. Dr. Aytekin Sır, şiddetin kodlarının çocukların genlerine adeta işlendiğini belirterek, sorunlarını diyalog ve ikna ile çözemeyenlerin şiddete başvurduğunu söylüyor. Dicle

Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aytekin Sır, çocukluğunda şiddete maruz kalanların gelecekte şiddet uygulayan kişiler olarak rol değiştirdiğini ifade ediyor. Küçük yaşta şiddetle tanışan çocuklarda ‘kuvvetli olursam kimse zarar veremez’ anlayışının geliştiğini kaydeden Sır, çocuklara şiddet kodlarının işlendiğini söylüyor. Sır, yapılan bir hatayı asgari düzeye indirmek amacıyla tokat ve dayak atmanın zamanla genlere işlediğini kaydediyor.

Sorunları çözme konusunda çocuklara akılcı ve rasyonel yolların öğretilmesini tavsiye eden Prof. Dr. Sır, “Çocuğa çok sinirlendiğiniz zaman bile farklı çözüm yolları üretebilmelisiniz, ikna edebilmeli ve bu şartlarla diyaloglar kurmalısınız. Çocuk, sorunları çözmek için şiddet yerine akılcı yolları deneyecektir. Bu olmadığında küçük yaşta şiddet başlıyor ve daha sonraki yıllarda kendini gösterebiliyor.” diyor. Yapılan bir araştırmada eşine şiddet uygulayanların yüzde…Devamını Oku

Sayfa, Hasan Sabri Kayaoğlu tarafından hazırlanmıştır…