Kategori arşivi: Çocuk Gelişimi

Çocuk Hakkında Bilinmesi Gerekenler

çocuklarÇocuk Sevgiyi Çevreden Değil Aileden Almalı
Çocuk gelişim uzmanı Özen Taslak, çocuğun sevgiyi aileden alması gerektiğine dikkati çekerek, “Çocuk sevgiyi çevreden alırsa toplum için tehlike söz konusu olur.” Çocuk gelişimi öğretmenlerinden Selma Doğantemur, “Çocuklarınıza sevgi ile yaklaşın ki büyüdüğünde saygın birisi olsun. 6 yaşında korkutmak için banyoya hapis edilen bir çocuk, 35-40 yaşına gelse bile o olayı unutmaz. Çocuklarınızın unutamayacağı cezalar vermeyin. Sorunlarını birlikte çözmeye çalışın.” dedi. Devamını oku

Çocuğun aşırı korumacı ya da anneye bağımlı yetiştirilmesi yanlış
Acıbadem Adana Hastanesi Aile ve Evlilik Terapisti Dr. Obengül Ejder, aşırı baskının çocukta eziklik duygusuna neden olduğunu söyledi. Dr. Ejder, ’Bunun yanında çocuğun gereğinden fazla koruyucu ya da anneye bağımlı olarak yetiştirilmesi de yanlış.” dedi. Çocukların 0-18 ayda güven ya da güvensizlik duygusunu, 18-36 ayda bağımsızlık ya da şüphe duygusunu edindiğini kaydeden Ejder 3-7 yaş aralığında girişimci veya suçluluk duygusunu, 6-11 yaşlarında da beceriklilik ya da aşağılık duygusunu kazandığı kaydetti… Devamını Oku

Hamilelik dönemi çocuğun kişilik gelişimini de etkiliyor
Dr. Canatar, anne karnındaki bebeğin, görüp duyumsayabilen, deneyimleyebilen, hissedebilen bir varlık olduğunu açıkladı. .Dr. Canatar, ”Anne karnında başlayan hissediş ve deneyimler zamanla çocuğun kendisiyle ilgili algılarını, beklentilerini ve davranışlarını belirlemeye başlar. Yani çocuğun kendilik algısı anne karnında başlıyor.” dedi.

Uzm. Dr. Canatar, anne karnındaki bebeğin farklı bir seviyede olsa da, görüp duyumsayabilen, deneyimleyebilen, ilkel seviyede rahim içinde öğrenebilen ve hissedebilen bir varlık olduğuna dikkat çekti… Devamını oku

Çocuk gelişimindeki sihirli sözcük: Hareket
Bebeğin anne rahmine düştüğü andan itibaren hareketlerinin bir anlamı var. Çünkü onlar hareket ettikçe gelişiyorlar. Bu nedenle çocuklara hareket etmeleri için olabildiğince alan bırakmak gerekiyor.
Hareket etmenin bir özgürlük, öğrenme aracı olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Namık Kemal Akpınar, ancak kazalara davetiye çıkarmamak için bazı noktalara da dikkat etmek gerektiğinin altını çiziyor… Devamını oku

Çocuk gelişimi evrelerindee ölüm kavramı
Ölüm kavramına bakış açısı bilişsel ve duygusal olgunluk düzeyine göre dolayısıyla gelişim dönemi özelliklerine bağlı olarak farklılıklar gösterebilmektedir.
Ayrıca çeşitli araştırmalar sonucunda çocukların ölüm algısının çocuğun yaşı, kişilik özellikleri, önceki yaşam deneyimleri, ölen kişi ile ilişkisi, ölüm nedeni, kayıp sonrası ailenin takındığı tavır ve stresle başa çıkma yolları, çocuğun ihtiyaçları ve bunun karşılanması, duygu düşünce ve anıların paylaşılması gibi birçok faktörle ilişkili olduğu saptanmıştır. Dolayısıyla ölüm algısı her birey için bağımsız gelişmektedir.
Çocuk gelişim evreleri detayı… Devamını oku

 

 

Çocukları Doğru ve Sağlıklı Büyütmek Önemlidir

Çocuklarını büyütmek ve onları hayata hazırlamak her bilinçli ebeveynin mutlaka vazgeçilmez hedefidir. Bu yolda hemen her fedakarlığı yapmaya da hazırdırlar. Ancak işleri hiç de kolay değildir. Şayet doğru bilgilenme, bilinçli çözümler ve sağlıklı büyütme konusunda yetersiz kalırlarsa, bunun eksikliği ve olumsuz sonuçlarına katlanacak olanlar çocuklarıdır. Özetle, “doğru ve sağlıklı çocuk büyütmek” çok önemlidir.

Bu konuda gerçekten güzel yazılara rastladım. Onları sizlerle paylaşacağım.

Egzersiz Çocukları Depresyondan Koruyor

Uzmanlar, egzersiz ve sporun, sadece bedensel bir uğraş olmadığını, özellikle çocukların sosyalleşme ve topluma uyma süreçlerinde etkin bir rol oynadığını söylüyor.
Bu fiziksel aktivitelerin kendi içinde kuralları olduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serap İnal, egzersizin çocuklara sevdirilmesinin önemine dikkat çekti.
Çocukların, egzersiz veya spor yaparken yeni özellikler kazandığını, fiziksel olduğu kadar ruhsal olarak da geliştiğini belirten İnal şunları söyledi:…Devamını Oku…

Kendine Güvenen Çocuk Yetiştirmek

Her anne babanın isteğidir kendine güvenen bir çocuk yetiştirmek; hayata karşı daha güçlü, zorluklarla kolayca baş edebilen , çabuk pes etmeyen , kendi ayakları üzerinde duran, her durumda kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek güce sahip olabilecek bir birey olmasını arzu eder.
Kendine güven duygusunun temeli birçok süreçte olduğu gibi bebeklik döneminde atılır. Bir yaş sürecine kadar anne babasından yeterli ilgi ve sevgiyi görmek, ilerleyen yaşlarda bu güzel duygunun devamının sağlanması çok önemlidir. Sevildiğini hissetmek kendini değerli ve önemli hissetmenin temelini oluşturur. Sevilme duygusu ile kendini güvende hisseden çocuğunuz güven kavramını bu dönemde yaşayarak öğrenir  kendi kanatları ile uçma zamanı geldiğinde de kendisi için harekete geçebilecek becerilere sahip olur . Bu nedenle özellikle çocuğunuzun sosyalleşmeye başladığı 3 yaş dönemine kadar sevginiz çok daha önem kazanmaktadır.
Psikolog Eda Gokduman:
Çocuğunuzun duygusal gelişim sürecinde kendine güven duygusunun oluşması bebeklik  ve sonrası dönemlerde davranışsal kazanımlarla da ilgilidir. Buna birkaç örnek vererek açıklarsam daha iyi algılayabilirsiniz.
Örnek 1 ; 6 ay itibari ile çocuklar katı gıda sürecine başlar. Zamanla gelişimsel becerilerin eklenmesi ile kendi kaşığını kendi tutma, dökerek de olsa kaşığını ağzına kadar götürüp “ben yedim”  başarısını göstermesini isteriz.  Oysa birçok anne bu dönemle başlayan ve sonrasında da üzülerek devam ettiğini gözlemlediğimiz destekleme davranışlarına  devam ediyor.
Kendi yemeğini yemeği başarabilen bir çocuk…Devamını Oku…

Çocuk Yetiştirmeyle İlgili Doğru Bilinen 8 Yanlış

Geçmişten günümüze kulaktan kulağa aktarılan birçok bilgi, çevrenin yönlendirmeleri veya günümüzün bilgi kirliliği, çocuk yetiştirirken annelerin doğru bilgiye ulaşmalarını kimi zaman engelleyebiliyor. Peki doğru bildiğimiz bu yanlışlar hangileri?
Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ve Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Doç. Dr. Neşe Karaaslan Bıyıklı, çocuk sağlığıyla ilgili annelerin en sık karşılaştıkları doğru bilinen yanlışları anlatıyor:

Bebek fazla kucağa alınmaz, alınırsa kucağa alışır! Yenidoğan bebeğinizi emzirmek, altını değiştirmek, sevmek, okşamak, konuşmak için kucağınıza almalısınız. Anne ile bebek arasında kurulacak sevgi ve güven bağı için bu çok önemlidir. İstekleri karşılanan, sevgi ve güven hisseden bebeğinizi daha ileri dönemlerde uyku, beslenme gibi durumlar için belirli bir düzene alıştırmak daha kolay sağlanır.  Özellikle ilk üç ay bebeğinizi sık sık kucağınıza alın.

– Şişman çocuk sağlıklıdır! Şişmanlık sağlık değil, sağlıksızlık göstergesidir. Hem çocukluk çağı hem de erişkin dönem için hipertansiyon, damar sertliği, şeker hastalığı, ortopedik bozukluklar, pişik, solunum yolu enfeksiyonları, psikolojik bozukluklar gibi birçok hastalıkla ilişkisi saptanmıştır. Dengeli beslenenen çocuk zayıf da olsa sağlıklıdır.
– Dondurma hasta eder! Dondurma gibi serinletici yiyecekler sağlık kurallarına uygun olarak hazırlandıktan sonra, üretim ve…Devamını Oku…

Kadınlık=Annelik=Kutsal mı?

Annelik, sorumluluk ve iktidar barındıran, tanımı ve yükümlülükleri değişen karışık bir mevzu. Acaba gerçekten anne olunca mı anlaşılıyor? Annelik meselesine kafa yormuş genç bir anne, Dr. Evren Balta Paker anlatıyor.

“Annelik pratiğine güvensizlikle başlıyorsunuz”

Kadınlar annelik konusunda nerelerde bocalıyor?

Hamilelikten itibaren bocalıyor. Çünkü 20. yüzyıldan itibaren annelik standardize oldu. Anneliğin her dönemine ilişkin, sizi belirli formatlara sokan kurallar var. Uzmanların görüşleri ve araştırmalarla bu kurallar yenileniyor.
Kadınlar hamile kaldığı andan itibaren, kendini süper bilinçli yetiştirmek zorunda hissediyor. Böylece “Herkes milyonlarca yıldır çocuk yapmış, ben de yapabilirim” düşüncesi ortadan kalkıyor.
Maalesef annelik pratiğine, hiçbir şey bilmediğinizi düşünüp, ciddi güvensizlikle başlıyorsunuz. Ama öğrenmeniz gereken kaynak anneniz değil. Bu yüzden pek çok kadın…Devamını Oku…

Okumanızda yarar olan diğer yazılar ise:

Çocuğun duygusal olarak istismarı


Sayfa, Hasan Sabri Kayaoğlu tarafından hazırlanmıştır…

Çocuklara Eğlence ve Oyunla da Öğretebiliriz

Çocukların hayatında özellikle de büyüme süreçlerinde, eğlence ve oyunun ne kadar önemli bir rolü olduğunu sürekli vurgularım. Bu o kadar vazgeçilemez ve olmazsa olmaz bir husustur ki, eksikliği ve onu yaşayamamış çocukların ileri ki yaşamlarında çoğunlukla streslere, bazen de psikolojik sorunlara sebep olabilmektedir.

Önceki yazılarımdan birinde, Sayın Hocamız Prof.Dr. Doğan Cüceloğlu’nun: “Bir insanın anavatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.” sözlerini sizlere aktarmıştım…

Bırakın onlar oyunlarını doya doya oynasınlar.

Bırakın çocukluklarını olması gibi geçirsinler.

Bırakın ruhları ve bedenleri olabildiğince doygunluğa ulaşsın..

Bu süreçte onlarla bütünleşerek ve oyunlarla iç içe olarak öğrenme işinin de yapılabilmesini sağlayabiliriz.

Onlara zaman ayırmak, birer birey muamelesi yapmak, ailede eşit haklara sahip bir insan olduğunu hissettirmek, kendine güven, sevme-sevilme güdüleri ve daha bir çok özelliği ve becerisini geliştirebilmesine destek verebiliriz…

Sonuçta, gelişmesine verilecek bu katkılar, onun da ileride benzer doğru davranış alışkanlıklarını kendi çocuklarına aktarabileceği düşüncesi ve de bunu bilmenin mutluluğunu yaşayabilmenin de gururu içinde olabileceğiz…

Evet, bu laflardan sonra sizlere aşağıdaki oyunu sunuyorum. Bendeniz internette oyun oynama alışkanlığı olmayan biriyim. Ancak bu oyunu gerçekten çok beğendim…

Umarım benim de torunlarımla bu oyunu oynayabilme fırsatım olur.

Bugün cuma, haftanın son günü. Hafta sonunda çocukları olan anne ile babaların, onlarla bolca ve mutlu birliktelikler içinde ve oyunlar da oynayarak çok iyi bir hafta sonu geçirmelerini diliyorum…

Hadi buyurun ördek Daffy’nin uçaktan atlama videosunu beraberce izleyelim…


Sayfa, Hasan Sabri Kayaoğlu tarafından hazırlanmıştır…

Çocuklara En Büyük Miras Bir Can’dır

çocuklara-miras“Bir insanın anavatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar

yaratmaktır.” Bu harika ve çok doğru sözlerin sahibi hocamız Prof.Dr. Doğan Cüceloğlu’dur. Aşağıdaki hikaye de kendilerine aittir. Buyurun okuyun…

Kaliforniya’da Long Beach şehrindeki Eyalet Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak ders verirken, aynı sömestirde benim iki dersimi alan bir kız öğrencim dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu genç bayanın şu özelliklerinin farkına varmıştım: Her şeyden önce çok güzel bir kızdı; gözüm gayri ihtiyari ona gidiyordu. İkinci olarak çok iyi bir öğrenciydi; bütün sınav ve ödevlerde en yüksek notu o alıyordu. Ayrıca, çok hanımefendi, çok nezih bir kişiliği vardı.

Bölümün bir pikniğinde kız öğrencimin nişanlısıyla tanıştım ve itiraf edeyim, ilk aklımdan geçen, ‘Armudun iyisini ayılar yer’ düşüncesi oldu. Yukarıda özelliklerini saydığım o güzel kızın bana tanıştırdığı erkek, yirmi yedi-yirmi sekiz yaşlarında, saçı biraz dökülmüş, şişman denecek kadar toplu, çirkin, kısa boylu biriydi.

Bu kişiye parası için yüz vermiş olabileceğini düşündüm. Daha sonra öğrendim ki, bu genç adamın parasal gücü yok; başka bir üniversitenin psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi olarak okula devam ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer yapıp profesör olmak istiyor.

Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuştu? Bir hafta sonra ders çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaştım ve Sally adıyla anacağım öğrencimle aramızda şöyle bir konuşma geçti:

‘Sally, nişanlınla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum?
‘Bir kilise faaliyetinde aynı komitede çalıştık; o zaman tanıdım kendisini’, ‘Nesi seni etkiledi; hangi özelliklerini sevdin?
Sally, bir Amerikalı olarak bu soruyu hiç beklemiyordu. Amerikan kültüründe, bu tür sorular kişinin mahremiyetine tecavüz olarak kabul edildiğinden pek sorulmaz. Amerikan kültürüne göre ben o anda Sally’nin mahremiyetine ‘burnumu sokuyordum.’
Şaşkınlığı geçince çok içten, gözlerinin içi gülerek, ‘O şahane bir insan;
o benim kahramanım! Ben ondan çok şeyler öğrendim’ dedi.

O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu. Güzel bir kadının
erkeğine, ‘Sen benim kahramanımsın’ duygusu içinde bakmasının erkeğe verilmiş en büyük hediye olduğunu hissettim ve anladım. Bu hediyeyi, hayatım boyunca hiç almadığımı biliyordumve o kişiyi kıskandım.

‘Nasıl yani?’ dedim.
‘Frank bir yetimhanede büyümüş. Yetim olmanın ne demek olduğunu bildiği için, üniversite öğrencisi olunca, yetimhaneden iki çocuğa ağabeylik yapma kararı almış. Haftada on saatini onlara ayırıyor; onlarla buluşup oynuyor, kitap okuyor, onları müzeye götürüyor.
Onların iyi gelişmesi için elinden geleni yapıyor. Biri ameliyat oldu, hastanede yatıyor ve Frank şimdi akşamları hastanede kalıyor, geceleri ona bakıyor.’

Yüzüme tokat yemiş gibi oldum. Utandım. Kendime kızdım. Ben güya en yüksek eğitim düzeyine gelmiş biriydim ve karşımdakini haladış görünüşe göre yargılıyor ve onu ‘ayı’ olarak görüyordum. İçimdeki pislikten utandım.

Bir süre sonra Sally’nin içinde yetiştiği aile ortamını merak etmeye başladım. Şöyle bir mantık yürüttüm: O adama baktığım zaman ben neden, ‘Armudun iyisini ayılar yer’ diye düşündüm? Çünkü ben, içinde yetiştiğim ortamda sık, sık bu benzetmeyi duyarak büyümüştüm. İçinde yetiştiğim ortam beni nasıl
etkilemişse, Sally’nin içinde yetiştiği ortam da onu öyle etkilemiş
olmalıydı.

Birkaç hafta sonra Sally’e, ailesinin nerede oturduğunu sordum. Los
Angeles’in üç yüz elli km kuzeyindeki bir kasabada oturuyorlarmış. Onun ailesiyle tanışmak istediğimi, bunu mümkün olup
olamayacağını sordum. ‘Kendilerine bir sorayım, eminim
sizinle tanışmak isteyeceklerdir,’ dedi ve iki gün sonra, ‘Ailemle
konuştum; sizinle tanışmaktan mutlu olacaklarını söylediler,’
dedi.

Dört-beş hafta sonra San Francisco’ya gidecektim, Sally’nin ailesinin
yaşadığı kasaba yolumun üstündeydi, onlara uğrayabilir, onlarla tanıştıktan sonra yoluma devam edebilirdim.
Bu planımı Sally’e söylediğimde Sally, ‘O gün ben de aileme gidecektim; isterseniz beraber gidebiliriz,’ dedi. Ailesine haber verdi. Onlar da sabah kahvaltısına gelmemizi söylemişler. Long Beach’ten sabahın altısında yola çıktık ve dokuz buçuk civarında Sally’nin ağabeyi Brian’ın evine vardık.

Sally’nin babası George orada buluşmamızı uygun görmüş. Çok güleryüzlü bir aileydi. Brian’ın, en ufağı dört yaş civarında dört çocuğu vardı. Ziyaret ettiğim bu güler yüzlü sıcak ailede, iki olay gerçekten dikkatimi çekti. Bunlardan ilki, Sally’nin babası George’un torunlarıyla konuşurken onların göz hizalarına inmesiydi.

Bunu o kadar doğal yapıyordu ki, artık farkına varılmadan yapılan bir davranış olduğu belliydi. Sally’ye, babasının torunlarıyla hep böyle mi konuştuğunu sordum. ‘Evet’ yanıtını alınca, kendisi çocukken de babasının, onunla göz hizasına inerek mi konuştuğunu sordum.
‘Evet, biz böyle biliyoruz. Ağabeyim Brian da çocuklarıyla böyle konuşur; ben de kendi çocuklarımla böyle konuşacağım. Biz böyle biliyoruz’, dedi.

Tüylerim diken diken oldu.
Ben üniversite öğretim üyesiydim ve insan psikolojisi benim uzmanlık alanımdı ama üç çocuğumdan hiçbiriyle göz hizasına inerek konuştuğumu hatırlamıyordum. Kendime kızdım; sonra kendime kızmaktan da vazgeçtim, beni yetiştirenlere kızdım. Sonra onlara kızmaktan da vazgeçtim ve bütün nesilleri yetiştiren kültür ortamına kızdım. Daha sonra kimseye kızamayacağımı anlayarak, oradaki öğrenme fırsatından yararlanmaya karar verdim.

Torunlarının önünde diz çökerek konuşan dede George’a ‘Beyefendi, çocukların göz hizasına inerek konuşuyorsunuz!’ dedim.
Bana biraz şaşkınlıkla gülümseyerek, ‘Tabii, onlar küçük insanlar!’ yanıtını verdi. Öyle bir bakışı vardı ki, bu bakış sanki ‘Bu kadar doğal bir şey ki, herhalde bunu herkes yapıyordur; sen yapmıyor musun?’ diyordu.

O bakışa karşı bütün yaptığım, mahcup bir gülümseme oldu.

Bu güler yüzlü sıcak ailede dikkatimi çeken ikinci olay, Sally’nin ağabeyi Brian’ın davranışı oldu. Brian, Pasifik ülkeleriyle ticaret yapan, oldukça varlıklı biriydi. Evlerinin büyüklüğünden, yüzme havuzundan, çiftliklerinden, arabalarının türünden ailenin zenginliği belli oluyordu.

Kahvaltıdan sonra saat on bir dolaylarında telefon çaldı ve Brian bir süre telefonla konuştu. Ofisten arıyorlarmış, Koreli bir işadamı Los Anegeles’ta imiş, kendisiyle görüşmek için helikopterle saat 14′te gelmek istiyormuş. Başka bir randevusu olduğunu söyleyerek bu teklifi reddetmiş olan Brian, bize durumu şöyle açıkladı:

‘Dört çocuğum var ve her hafta biriyle dört saat baş başa geçiririm. Bugün dört yaşındaki kızım Mary’le randevum var. Çocuklar çok çabuk büyüyorlar, eğer dikkat etmezsen, bir bakıyorsun, büyümüşler ve onlarla beraber zaman geçirme olanağı kaybolmuş.

Brian’ın yaşam vizyonunu sormadım, ama davranışından nelere öncelik verdiği belli oluyordu. Brian için çocukları şüphesiz en az işi kadar önemliydi. Brian’ın yaşamında bununla ilgili bir pişmanlık duygusu, bir ‘keşke’ olmayacak.

Sally’e sordum: ‘Baban seninle randevulaşır mıydı?’
‘Evet’, dedi, ‘yalnız benimle değil, her çocuğuyla sırasıyla baş başa zaman geçirirdi. Ve ilave etti, ‘Biz böyle gördük, böyle biliyoruz. Benim çocuğumun da babası böyle yapacak!’.

Gülümseyerek, ‘Nereden biliyorsun?’ diye sordum.
‘Biz Frank’le konuştuk’ diye cevap verdi. Yine içim cız etti. Daha doğmadan çocuğun gelişme ortamıyla ilgili bir bilinç oluşmuştu.

Kendi çocuklarıma içim yandı. Evlenmeden önceki bilincimi, kafamın karmaşıklığını, evlendiğim kıza ettiğim eziyetleri ve ondan da acısı, kendi yavrularıma çektirdiğim acıları düşündüm. Biraz daha düşününce kendimin de acı çektiğini anladım ve bu sefer kendi çocukluğuma içim yandı. Daha sonra babamın, anamın çocukluğuna içim yandı.

Ve son durak olarak ülkemin tüm çocuklarına içim yandı.

Yine kimseye kızamayacağımı anlayınca, ‘bundan sonra ne yapabilirimle ilgili düşünmeye karar verdim. İşte değerli okurum; yazdığım kitaplar, verdiğim seminerler, hazırladığım televizyon programları, ‘Ne yapabilirim?’ sorusuna verdiğim yanıtların öğeleridir.

Sally’nin içinde yetiştiği ortamı görmüş ve anlamış biri olarak onun davranışlarına şimdi daha iyi anlam verebiliyorum.
Sally,içinde yetiştiği ailede, var oluşun beş boyutunu da doya, doya
yaşayabilmişti.

Çocuğun hizasına inerek onunla göz göze konuştuğunuz zaman çocuk, ‘Sen varsın, sen doğalsın, sen değerlisin, sen güçlüsün ve sen sevilmeye layıksın’, mesajı alır ve çocuğun CAN’ı beslenir.

Çocuğuyla randevusuna sadık kalan baba, ‘Seninle zaman geçirmek istiyorum, seni özledim’, mesajını güçlü olarak verir. Çocuk bu mesajı zihinsel olarak değil, sezgisel olarak alır ve aldığı bu sezgisel mesajlar sayesinde çocuğun hamuru, ‘Ben sevilmeye layık biriyim!’ diye yoğrulur.

Bir ana babanın çocuklarına verebileceği en büyük miras, var oluşun beş boyutunda beslenmiş ve buna inanmış güçlü bir CAN’dır.

Prof.Dr. Doğan Cüceloğlu : Web Sitesi

Sayfa, Hasan Sabri Kayaoğlu tarafından hazırlanmıştır…

Çocuklarınızı Asla Aşağılamayın

çocuklarınızı-aşağılamayınÇocuklarınıza aşağılayıcı davranmanın, onların beyninin hem yapısında hem işlevinde olumsuz değişimler yaratıyor. Çocuklara nasıl davranılması gerektiği konusunda ailelerin çok dikkatli olmaları gerekmekte. Çocukluk

döneminde gerçekleşen aşağılayıcı davranışlar ve istismarlar, onların beyninin yapısını ve işlevini değiştirebilir ve anksiyeteden  intihara kadar birçok sorunun riskini artırabilir.

Psikiyatrist Dr. Tanju Sürmeli, “Sen aptalsın”, “Asla bir baltaya sap olamayacaksın”, “Neden biraz kuzenin gibi olamıyorsun!” benzeri ebeveynlerin ifadelerinin, beyin hücrelerini azalttığına dair araştırmalar olduğuna dikkat çekip, çocuklarına aşağılayan tarzda yaklaşan ebeveynleri uyarıyor.

‘Sen aptalsın, bir baltaya sap olamayacaksın!’

Harvard Tıp Fakültesi’nden Nöropsikiyatri Uzmanı Doçent Doktor Martin Teicher; “Bu değişiklikler fiziksel ve cinsel istismarla sınırlı değildir; sözlü saldırının bile gelişmekte olan bir beynin yapılanmasında değişikliğe yol açacağı yönünde her geçen gün artan kanıtlar vardır” demiştir. Bu zarar verici etkiler, beynin hassas bölgelerindeki küçülme ve epilepsiyi taklit eden anormal beyin dalgaları ile ilişkilidir.

Çocuklara aşağılamak, ilerde büyük sorunların habercisi!

Araştırmalar, beynin sağ ve sol loblarını birbirine bağlayan kalın kablomsu sinir hücrelerinin (korpus kallozum) istismara uğrayan çocuklarda normalden daha küçük olduğunu tespit etti. Bir araştırmada, 51 hasta ve 97 sağlıklı çocuğun beyin taramalarını karşılaştırmışlardır. Araştırmacılar, erkek çocukların yeterli bakılmamasının korpus callosumda ciddi küçülmelere yol açtığı bulgusunu edinmişlerdir. Cinsel istismara uğrayan kız çocuklarda da anormal bir küçülme söz konusudur.

Teicher, “İnanıyoruz ki daha küçük bir korpus kallozum beynin iki yarısı arasında daha az bütünlüğe sebep olur ve bu da ruh hali ve kişilikte dramatik değişimlere neden olabilir” diyerek konuyu açıklamıştır.

Duygu ve dikkat eksikliğine de yol açıyor

Beyin taramaları aynı zamanda duygu ve dikkat ile ilgili beyin bölgelerinde azalan aktivite göstermektedir. Cinsel istismar ya da yoğun sözlü eziyet geçmişi olan hastalar, serebellar (beyincik) vermis (orta hattındaki parçası) olarak adlandırılan beynin bir bölgesinde daha az kan akışı göstermişlerdir. Vermis, sağlıklı kişilerin duyularını dengede tutmalarında yardımcı olur, ancak çocukluk istismar geçmişi olan kimselerde bu dengeleyici işlev bozulmaya uğrayabilir.

Teicher, Vermis’in genetik faktörlerden ziyade çevresel faktörlerden ciddi anlamda etkilendiğine işaret etmektedir. Hareket bu durumu tetikler ve Ulusal Sağlık Enstitüsü’nden araştırmacılar da dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların sürekli olarak normalden küçük boyutlar gösterdiğini tespit etmişlerdir.

Psikiyatrist, Dr. Tanju Sürmeli, “Dikkat eksikliği ve öğrenme zorluğu çeken çocukların önemli bir kısmı ailesi tarafından ders çalışmadıklarında, derse motive olamadıklarında, dikkatlerini derse veremediğinde aşağılanmakta, “falan daha iyi yapıyor sen neden onun gibi olamıyorsun” diye karşılaştırmalar yapılmakta ve bazıları sonunda fiziksel şiddete bile maruz kalmaktadır” diyor.

‘Yapılan araştırmalar iç karartıyor’

Sürmeli, bu konuda karşılaştıkları vaka örneklerinde nasıl olumlu bir ilerleme kaydettiklerini ise şöyle aktarıyor; “Biz bu çocuklarda…
ElmaElma Com’daki yazının Devamını Oku…

Sayfa, Hasan Sabri Kayaoğlu tarafından hazırlanmıştır…

Çocuklar: Türk Ailesinin Yeni Hakimleri Onlar

ailelerin-hakimi-çocuklarTürk kültürüne has davranışların incelendiği araştırma zincirinde bu kez ‘Türkiye’de çocuk olmak’ ele alındı… Sonuçlar çarpıcı! Türk aile yapısında çocuk, doğduğu andan itibaren ailenin karar alma mekanizmasına yön

veriyor. Avrupa’da ise çocuk, ailenin aldığı kararlara göre davranmak zorunda! 2012 yılı boyunca gündelik hayatın farklı alanlarına odaklanarak Türk kültürüne has davranışların, olaylara verilen tepkilerin ve bakış açılarının incelendiği ‘Türkiye’nin Aklını Okuyoruz’ araştırmasının  3. ayağının konu başlığı ‘Türkiye’de çocuk olmak’… Araştırmaya; Türkiye’de çocuk eğitimi ve ebeveynlik ilişkisi üstüne yazılmış makale, tez ve kitaplar incelenerek başlandı. Ardından 228 anaokulu öğrencisiyle görüşme yapıldı ve çocukların anneleriyle bir araya gelinerek, aynı konu uzman pedagoglar tarafından bir de onların ağzından dinlendi.
Araştırmadan elde edilen verilere göre, Türkiye’de çocuk olmak; ‘oyun oynamakta olan çocuğuna, oyunu bırakıp eve gelmesi için seslenen annenin yüksek perdeden buyurgan sesine’ veya ‘terlemiş mi diye bir anda çocuğun sırtından içeri giren teklifsiz anne eline’ aşina olmak demek… Bir kadın için çocuk sahibi olmak ise; hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı anlamına geliyor. Türk kadını anne olur olmaz, yepyeni bir ruh haline giriyor ve yaşam tarzını değiştiriyor. Bu nedenle, Türkiye’de anneler ne kadar ‘kutsal’ ise çocuklar da o kadar ‘dokunulmaz’lar.

Türkiye’nin aksine, Batılı toplumlarda çocuk bir birey kabul ediliyor ve hayat, ‘küçük insan’ın aileye katılımıyla olağan seyrinde devam ediyor. Bu yapı içinde çocuklarla yeri geldiğinde tartışarak, yeri geldiğinde konuşarak pazarlık ediliyor. Bu nedenle çocuk ailenin sosyal hayatının devamlılığı için engel oluşturmuyor. Biz Türkler ise yanlarında çocuklarıyla dağ yürüyüşlerine giden ya da müzik festivallerine katılan yabancıları garipsiyoruz. Çünkü Türkiye’de, çocuk -özellikle yüksek eğitim ve gelir seviyesindeki aileler için- daha doğmadan hayatın merkezine oturuyor.
2010 yılı verilerine göre nüfusun yüzde 10’unu oluşturan, 3-7 yaş arası çocukların Türk tüketicisi üzerindeki etkileri saymakla bitmiyor. Bu yaş aralığındaki çocukların tüketim alışkanlıklarını inceleyen gelişim psikolojisi uzmanları Valkenburg ve Cantor’a göre çocuk gelişiminde bu aralık ‘sürekli isteme ve pazarlık etme’ davranışıyla belirleniyor ve isteği karşılanmayan çocuk ebeveynleriyle çatışmaya başlıyor. Çatışma ise hep çocuğun zaferiyle sonuçlanıyor.

Çocuğa sınır koymak! Ama nasıl?
Yazıda bahsi geçen araştırmadan da anlaşılacağı gibi, bizler ‘çocukerkil’ aileler olma yolunda ilerlemekteyiz. Çocuklarımız bizi parmağında oynatıyor; biz çocuklarımızı değil, onlar bizi yönetiyor. Çocuk, anne babasını model alan, onu taklitle öğrenen, kurallara ihtiyaç duyan ve en önemlisi de büyüme ve gelişmesi 20’li yaşların ortasına kadar süren bir varlık. Yani gelişimi ve dolayısıyla da kendine yeterliliği bu vakte kadar tam değil.
Uzmanlar, ’14 yaşına kadar çocukların yöneticisi…
Akşam Gazetesi Yazarı Hülya Yıldırım‘ın yazısının  …Devamını Oku…

Hülya Yıldırım’ın Çocuk gelişimi, sağlığı, aileler ile çocuklarının ilişkileri vb. konulardaki yazılarının tamamını buradan izleyip, okuyabilirsiniz…

Yazı; Hasan Sabri Kayaoğlu tarafından hazırlanmıştır.

Bebek Bakımında Yapılmaması Gereken Hareketler-3

bebekBebeğinizle evdeki, sokaktaki günlerinde dikkat edilecekler nelerdir? Bütün düzenleri nasıl olacak? Yatma, onu tutma, altını değiştirme, oyun parkı, araba koltuğunda oturma pozisyonu, yıkanması, kısacası merak ettiğiniz

tüm soruların yanıtlarını aşağıdaki resimlerde göreceksiniz.
Resimlerdeki mavi renkli yazılar yapılacak, uygulanacak doğru, kırmızılar ise yanlış hareketleri göstermektedir…

 

Şiddet Gören Çocuklar da Şiddet Uyguluyor

Şiddet gören erkek çocuk eşine de uyguluyor!
Çocukluğunda fiziksel ya da psikolojik şiddete maruz kalanlar, evlendiğinde eşine de aynı şiddeti uyguluyor. Prof. Dr. Aytekin Sır, şiddetin kodlarının çocukların genlerine adeta işlendiğini belirterek, sorunlarını diyalog ve ikna ile çözemeyenlerin şiddete başvurduğunu söylüyor. Dicle

Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aytekin Sır, çocukluğunda şiddete maruz kalanların gelecekte şiddet uygulayan kişiler olarak rol değiştirdiğini ifade ediyor. Küçük yaşta şiddetle tanışan çocuklarda ‘kuvvetli olursam kimse zarar veremez’ anlayışının geliştiğini kaydeden Sır, çocuklara şiddet kodlarının işlendiğini söylüyor. Sır, yapılan bir hatayı asgari düzeye indirmek amacıyla tokat ve dayak atmanın zamanla genlere işlediğini kaydediyor.

Sorunları çözme konusunda çocuklara akılcı ve rasyonel yolların öğretilmesini tavsiye eden Prof. Dr. Sır, “Çocuğa çok sinirlendiğiniz zaman bile farklı çözüm yolları üretebilmelisiniz, ikna edebilmeli ve bu şartlarla diyaloglar kurmalısınız. Çocuk, sorunları çözmek için şiddet yerine akılcı yolları deneyecektir. Bu olmadığında küçük yaşta şiddet başlıyor ve daha sonraki yıllarda kendini gösterebiliyor.” diyor. Yapılan bir araştırmada eşine şiddet uygulayanların yüzde…Devamını Oku

Sayfa, Hasan Sabri Kayaoğlu tarafından hazırlanmıştır…

Çocuklarınızla Arkadaş Olabilmelisiniz

Çocuğunuza 15’ine kadar arkadaş gibi davranın
Prof. Dr. Nevzat Tarhan yeni kitabı Sen Ben ve Çocuklarımız’da ideal anne-baba olmanın yollarını anlatıyor. Bazı ebeveynlerin  rollerini bilmediklerini söyleyen Tarhan, ailesi tarafından sürekli arkadaş gibi davranılan çocukların olgunlaşamayacağı görüşünde. Çocuğunuzun strese girdiğini nasıl anlarsınız? Evdeki Facebook, Twitter krizleri hangi yöntemlerle aşılır? Çocuğun benliğini zedelemeden eleştirmek

mümkün mü? Kuşkusuz anne-baba olmanın yüzde 100 doğru kuralları yok ama bir çocuğu yetiştirirken ve kimliğini oluştururken özellikle dikkat edilmesi gereken pek çok unsur var.

Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan Sen Ben ve Çocuklarımız adlı yeni kitabında ideal anne-babalığın aslında insanların iç dünyasında ve geleneksel kodlarında yazılı olduğuna dikkat çekiyor. Timaş Yayınları’ndan çıkan kitapta Tarhan, hayata aktarılabilecek önerilerle dolu bir çocuk eğitim rehberi sunuyor.

Ebeveynlerin birçoğu özellikle ergenlik çağında çocuklarına nasıl yön vereceklerini bilemiyor ve onları yetiştirirken problemler yaşıyor. Bu kitapla çocuğunu daha iyi büyütmek, az hata yapmak isteyen anne-babalara kılavuz olmayı amaçladığını belirten Tarhan, sağlıklı nesillerin yetişmesine katkısı olduğu inancında.

Sayfa, Hasan Sabri Kayaoğlu tarafından hazırlanmıştır…

Bebek Bakımında Yapılmaması Gereken Hareketler-2

bebekBebeğinizle evdeki, sokaktaki günlerinde dikkat edilecekler nelerdir? Bütün düzenleri nasıl olacak? Yatma, onu tutma, altını değiştirme, oyun parkı, araba koltuğunda oturma pozisyonu, yıkanması, kısacası merak ettiğiniz

tüm soruların yanıtlarını aşağıdaki resimlerde göreceksiniz.
Resimlerdeki mavi renkli yazılar yapılacak, uygulanacak doğru, kırmızılar ise yanlış hareketleri göstermektedir…

 

Bebek Bakımında Yapılmaması Gereken Hareketler-1

bebekBebeğinizle evdeki, sokaktaki günlerinde dikkat edilecekler nelerdir? Bütün düzenleri nasıl olacak? Yatma, onu tutma, altını değiştirme, oyun parkı, araba koltuğunda oturma pozisyonu, yıkanması, kısacası merak ettiğiniz

tüm soruların yanıtlarını aşağıdaki resimlerde göreceksiniz.
Resimlerdeki mavi renkli yazılar yapılacak, uygulanacak doğru, kırmızılar ise yanlış hareketleri göstermektedir…

 

Kendine Güvenen Çocuk Yetiştirmenin Formülü

kendine-güvenen-çocukKendine güvenen ve bağımsızlık duygusu gelişmiş çocuk yetiştirmenin formülü ailede! Geceleri ebeveyniyle yatmaktan vazgeçmeyen, arkadaşlarıyla bulunduğu ortamlarda bile onlarla oynamak yerine

anne-babasının yanında durmayı tercih eden çocukların güven duygusunun gelişemediği ve ebeveynine bağımlı kaldığı konusunda uyaran Uzman Psikolog Yüksel Artar, “Çocukların sağlam bir kişilik kazanmaları için aile sevgisi ve desteği kadar ebeveynlerin tutumları da çok önemlidir” değerlendirmesini yaptı.

Kızınız yemeğini sürekli sizin yedirmenizi istiyor, geceleri sizinle yatmaktan vazgeçmiyor ya da oğlunuz arkadaşlarının doğum gününde bile onlarla oynamak yerine sizin yanınızda durmayı tercih ediyor, kendisine bir şey sorulduğunda yanıt vermek yerine arkanıza saklanıyorsa dikkat edin size bağımlı ve güvensiz bir çocuk yetiştiriyor olabilirsiniz.

Artar, çocuklarda kendine güven ve bağımsızlık duygusunun gelişiminin önemine dikkat çekerek, “Çocuklarda kendine güven ve bağımsız davranışların gelişimi ilk üç yaştaki anne-çocuk ilişkisiyle yakından bağlantılıdır. Çocuğun annesinden sorunsuz şekilde ayrılma aşamasına gelebilmesi için öncelikle…Devamını Oku