Kategori arşivi: Bilim

Türkiye’de Yaşlılık Algısı ve Farkındalığı

Bugünün çocukları yarının gençleri, onlar da kendi yarınlarının büyükleri ve yaşlıları olacaklar. Bu biteviye (tekdüze) bir döngüdür. Ülkemizde yaşlılık konusuyla bağlantılı resmi ve özel kurumsal örgütlenme, henüz emekleme dönemindedir. Yaşlılıkla ilgilenen bilim dalının adı Gerontoloji [1] (detaylı açıklaması) olup, ne olduğunu şöyle açıklayalım: “Gerontoloji, yaşlı insanlarda ortaya çıkan

biyolojik, sosyal ve ekonomik problemlerle uğraşan bilim dalıdır.”

Vikipedi’deki Açıklaması:

“Bu terimi ilk defa 1903’te Tıp dalında Nobel Ödülü alan Rus asıllı bilim adamı Ilja Metschnikow (İlya Meçnikov) kullanmıştır. 1930’lu yıllardan beri ABD ve Avrupa’da anabilimdalı olarak çeşitli üniversitelerde okutulmaktadır.

Gerontolojinin bu konuma gelişinin başlıca sebebi, sürekli uzayan yaşam süresidir. Gerontoloji multi disipliner bir bilim dalıdır, yani farklı bilim dallarında yaşlanma ve yaşlılık incelenmektedir. Teorik çalışmaların yanı sıra Gerontoloji aynı zamanda uygulamalı bir bilim koludur. Öncelikle yaşlıların yaşam koşullarını iyileştirme hedefi takip edilmektedir. Yeni teknolojik veya ekonomik gelişmeler, bu hedefe yaklaşabilmek açısından birçok olanak sunmaktadır.

Türkiye’de yaşam süresi hem erkekler hem de kadınlar açısından sürekli uzamaktadır. Türkiye’de yeni dünyaya gelen bir bebek erkekse 70, kızsa 72 yıllık bir yaşam beklentisine sahiptir. Önümüzdeki dönemlerde ortalama yaşam süresi uzamaya ve Türk toplumunda yaşlıların sayısı hızla artmaya devam edecektir. Buna bağlı olarak Gerontolojinin önemi de yükselecektir.
Vikipedi Linki

Batı toplumlarında yaşlıların çocuklara, aile bireylerine bağımlılık oranı %5-6 seviyelerindeyken, Türkiye’de bu oran %20-25 dolaylarındadır.

Ülkemizdeki bu yüksek ve olumsuz bağımlılık oranının sebepleri ise şöyle sıralanabilir:

– “İleri ülkelere göre düşük gelir düzeyi.

– Yaşlılarla ilgili sorunlar hakkında resmi ve özel kurumların henüz yeterli düzeyde organize olamamaları,

– Toplumda çocukların gelecek garantisi olarak (özellikle kırsal kesimlerde yaşayanlar ve düşük gelir düzeyi olanlar arasında) görülmeleri,

– Yaşlılıkta evlatlardan yardım bekleyen yaşlıların, bu ileri yaşlarındaki sıkıntıları, sağlık giderleri ve özellikle de bakıma muhtaç durumlarının yüksek maliyeti.”

Çoğunlukla  bu ekonomik güce sahip olmayan evlatlar ve aile bireylerinin, karşılayamadıkları bu maliyet sebebiyle üzüntüleri, yaşadıkları travmalar ve vicdani rahatsızlıkları fevkalade yüksek boyutlardadır.

Bu sorunun, mutlaka devletin önderliği ve bizzat organizasyonu, maddi katkı ve yatırımlarıyla ve sivil toplum örgütleriyle ortak çalışmalarıyla çözülmesi gerekmektedir.

Konu hakkındaki eğitim etkinliklerinin de arttırılması ve yaygınlaştırılması şarttır. Türkiye’de Gerontoloji Bilim Dalı, sadece Akdeniz Üniversitesi, Fen ve Edebiyat Ana Bilim Dalı (aşağıda linki verilmiştir) bünyesinde mevcuttur. Bu dalı diğer üniversitelerimizde de oluşturabilmeliyiz…

Bu organizasyonlar sonucu, ülkemizdeki yaşlılık algısı ve farkındalığı, olması gereken anlam ve düzeye kavuşabilecektir…

Ülkemizin bunu yapabilecek ve kısa sürede hayata geçirebilecek bilgi, alt yapı, az sayıda da olsa yeterli insan ve finans gücü vardır…

Yeter ki istensin ve hayata geçirilsin.


[1] Gerontoloji: Yunanca ilerlemiş yaş anlamına gelen geron (ihtiyar) sözcüğünden türemiş olan gerontoloji, genellikle yaşlı yetişkinlere yönelik olarak yaşam boyu süren yaşlanma sürecinin bilimsel çalışma alanı (disiplini) olarak tanımlanır.
Gerontoloji disiplini yaşlanmanın biyolojisi, geriatri, sosyal gerontoloji (sosyo gerontoloji) ve gerohijyene bölünmüş olan, geniş ve karmaşık bir sosyal-biyolojik disiplindir.
Bu alandaki çalışmalar da genellikle gerontoloji, antropoloji, biyoloji, biyokimya, ekonomi, tarih, tıp, hemşirelik, psikoloji, sosyal çalışma/sosyal hizmetler ve sosyoloji gibi çok sayıda disiplini içinde barındıran çok disiplinli çalışmalardır.”

Konu hakkında yararlanılabilecek diğer kaynaklar:


Sayfa, Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi tarafından hazırlanmıştır…

Futbolcu Ronaldo’nun Bilimsel Araştırma Sonuçları

Futbol üzerine bilimsel araştırmalar yapan Castrol EDGE uzmanları Real Madrid’in süper yıldızı Cristiano Ronaldo’yu inceledi. Ronaldo’nun teknikleri masaya yatırıldı… Castrol EDGE uzmanları, son olarak 12 Nisan 2012 günü Atletico Madrid’e uzak mesafeden iki inanılmaz gol atan Cristiano Ronaldo’nun şutlarının sırrını araştırdı. Yapılan ölçümler, Portekizli yıldızın, dünyada başka hiçbir futbolcuda olmayan bir vuruş tekniğine sahip olduğunu ortaya koydu.

Ronaldo‘nun bu müthiş yeteneği ile diğer yetenekleri ve tüm özelliklerini Türkçe seslendirmeli video ile seyredin…

İşte Ronaldo’nun Özellikleri Gösteren Video

Cristiano Ronaldo’nun 2010-2011 Sezonu’nda Attığı 53 Golün Videosu

Sayfa, Hasan Sabri Kayaoğlu tarafından hazırlanmıştır…

 

Bilinç ve Bilinçaltı Fonksiyonları Nelerdir?

Bilinç ve bilinçaltı kavramları, asırlardır bilim ve bilim insanlarının, üzerinde en fazla durdukları konulardan biri olma özelliğini, günümüzde de korumaktadır. Bu konuda milyonlarca yazı, bir ton araştırma vs. yapılmış, hala yapılması sürdürülmektedir. Bu

doğrultuda, bilinç ve bilinçaltı hakkında söylenebilecekleri aşağıda özetleyebiliriz…

Bilinç Konusuna Giriş

Sizin için çok önemli olan bir olayla ilgili ilk deneyiminizi düşünün.
Bu hafızanızdan hiç çıkmaz. Peki bu hafıza, bu deneyimi yaşamadan, bu deneyimin bilincinde olmadan önce neredeydi?
Modern bilimde, bilinç çözülememiş olan en önemli sırlardan biri. Bilinç, tek bir fenomen değil.
Peki nedir? Bilinç, beyindeki hangi sistemlerle ilgili? Bilim insanları bu konuda da çok net sonuçlara sahip değil.
Şimdiye kadar yapılan araştırmalara göre, bilinç konusunda, büyük bir ihtimalle yine bir grup aktif nöron iletişim içinde.
Bilincin altında yatan mekanizmanın moleküllerle ya da hücrelerle ilgili olabileceği üzerinde de durulmakta.
Belki de mekanizma, bu sistemlerin etkileşimleriyle oluşmakta.
Bilim insanları şu sıralar bilincin, beynin hangi bölgeleriyle ilgili olduğunu araştırıyorlar.
Bunu keşfettikten sonra, bu bölgelerin birbirleriyle neden ve nasıl iletişime geçtikleri araştırılacak önemli konulardan biri olacaktır diye düşünüyorum.

Bilinç konusunda etraflı araştırma yaptığı anlaşılan ve buna fevkalade güzel fikirlerini de eklemiş olan, ancak tüm araştırmalarıma rağmen gerçek kimliğini bulamadığım bigalioglu bakın konu hakkında neler yazmış…

Bilinç Nedir?

Bilinç, en genel anlamda “farkındalık” demektir.
Canlı varlıkların kendilerinin ve çevrelerinde olan olayların farkında olması.
Kısmen bilgili olma, uyanık olma anlamındadır.
İnsan bilincini göz önüne alırsak,kişinin kendisinin ve çevresindekilerin farkında olması hali.
Bilinçli olmak, daha önce farkında olmadığı şeylerin bilgi edinme sonrası farkına varması.
Bu bilinçlenme sonrasında pozitif yönde davranış değiştirmesi.
Bilinç konusuna biraz daha açıklık getirmek için, insan ve hayvan bilinçlerinin ne olduklarına ilişkin şemaya bir göz atalım.

İnsan bilinci, doğadaki diğer canlılara göre bazı farklılıklar gösterir. Bu farklı alanlar, duygu, düşünce, fikir, bilinçaltı, derin düşünce ve ruh’tur.

Duygularımızı kısaca, sevgi, nefret, öfke, kızgınlık, korku, heyecan, vb. olarak ifade ederiz. Duygularımızı algılarımız etkiler. Bu etkilerin yoğunluğuna göre bazı duygularımız bilinçaltımızda yer edinir. Duygu, bilinçaltı ile çift yönlü etkileşim halindedir. Sonuç düşünceye aktarılır.

Bilinçaltımız, insan olma özelliğimizi sağlayan bazı kodları içerisinde barındırır. Bunlar, inanç, umut, aşk, vs.dir. Bu özellikler insanoğlunun değişmez özellikleridir. Bilinçaltımız, duygumuzdan gelen bazı bilgileri biz farkında olmadan içerisinde barındırır. Bu bilgiler daha sonra biz uyku halinde iken beynimizde görüntülenir. Rüyalarımız bilinçaltımız ile derin düşüncenin etkileşimi sonucunda ortaya çıkar.

Derin düşünce, insanoğlunun belki de en insancıl noktasıdır. Yaratıcılık, hayal gücü, görebilirlik bu bölgeden çıkar. Yazarlar, şairler, ressamlar ürünlerini buradan çıkarırlar. Derin düşünce ruhumuz, düşüncemiz ve bilinçaltımızla çift yönlü etkileşim halindedir.

Ruhun derin düşünceye etkisini henüz çözemedim. Böyle bir etkinin olması gerektiğini düşünüyorum. Ruh’u şöyle tanımlıyorum. Metafizik bir hafıza. İnsan ilk doğduğunda tamamen boş (veya şekilsiz). İnsanın yaşantısı boyunca-ölünceye dek-dolan (veya şekillenen) bir hafıza. Etkilendiği iki temel nokta var. Bilgi girişi (yaşadığı sürece algıladıkları) ve kişisel program (kalıtımsal özellikleri, yetenek, huy).

Düşünceyi tarif etmek epey zor. Anlama işi burada yapılır. Düşünceye, bilincimizi oluşturan diğer öğelerin yoğrulduğu bir potadır diyebiliriz. Şöyle ki, düşünce duygudan etkilenir, derin düşünce, akıl, hafıza ve fikirle çift yönlü etkileşir. Aşık olduğumuzda bu bilgi algımıza oradan da duygumuza iletilir. Duygumuza iletilen bilgi bilinçaltımızdaki aşk kodunu tetikler. Bilgi normal olarak duygu üzerinden düşünceye iletilir. Aşık olduğunuz kişiyi düşünürsünüz. Hayal kurarsınız. İkinizle ilgili fikirler ortaya çıkarırsınız. Bu aşamada akıl ve mantık mekanizmaları sağlıklı çalışmaz. Ancak, aşık olduğunuz kişinin sizi aldattığını öğrendiğinizde, bu mekanizmalar yeniden çalışmaya başlar.

Düşünce bilgiyi duygudan alırsa yanlış sonuçlar üretebilir. Ancak bilgiyi akıldan alırsa doğru çalışma olasılığı çok yüksektir. Algıdan yanlış bir bilgi girişi olursa, yanlış düşüncelere de sahip olabiliriz.

Fikir farklı alternatif sonuçlar çıkarma mekanizmasıdır. Düşünce ve mantık ile çift yönlü etkileşim halindedir…

İnsan Nedir?

İnsan, doğadaki diğer canlı türlerinden farklı olarak fizik ötesi özelliklere sahip ve yine akıl, mantık ve yaşam programı yönünden doğadaki diğer canlı türlerinden daha üstün bir bilince ve zihinsel potansiyele (hafızaya) sahip biyolojik bir canlı türüdür.

İnsanı doğadaki diğer canlı türlerinden ayıran en önemli fizik ötesi özellikleri duygu, düşünce ve fikirdir. Doğadaki diğer canlılar bu özelliklere sahip değildir.

İnsanı farklı kılan diğer özellikleri, yaşam programı dahilinde öğrenme ve iletişim kurma teknikleri yönünden daha gelişmiş bir canlı olması ve zihinsel potansiyel (hafıza) yönünden de daha üstün olmasıdır. Ayrıca mantık mekanizması sorgulama ve seçilenleri karşılaştırma özelliğine de sahiptir.

İnsanı üstün kılan fiziksel bir özelliği ise konuşabilme yeteneğidir. Öyle ki bu yeteneği ve sahip olduğu yaratıcılık özelliği sayesinde binlerce konuşma dili ortaya çıkartmıştır.

İnsan ve hayvanların ortak özellikleri ise; algı, akıl, mantık, hafıza, yaşam programı ve kişisel programdır.

Algı, fiziksel Dünya’da duyularımız aracılığı edindiğimiz somut bilgilerin, soyut hale dönüşmesini sağlar. Bu bilgiler bir görevi koordinasyon merkezi olan akıla iletilir.

Akıl,düşünce, mantık ve hafıza arasında koordinasyonu sağlamakla beraber, seçim yapma ve ayırt edebilme görevini de üstlenir. Doğru-yanlış,
faydalı-zararlı vs gibi seçimleri yapar. Bu ayırt etme işlemini hafızaya danışarak yapar. Bilgi kayda değer ise mantığa iletilir.

Akıla gelen bilgi hayvanlarda hafızaya, insanlarda hem hafızaya hem de düşünceye iletilir. Bilginin niteliğine göre uygulanması gereken davranış veya davranışlar mantığa iletilir. Mantık hangi davranışı yapacağına veya davranış yapıp yapmayacağına karar verir.

Mantık insanlarda, akıldan gelen seçimler arasında karşılaştırma yapar. Sonuç veya sonuçları sorgular ve karar verir. Hayvanlarda karşılaştırma ve sorgulama yoktur. Onlar sadece karar verir.

Hayvanlar akıllarıyla değil, içgüdüleriyle hareket eder gibi yanlış bir kanı vardır. İnsanlara göre akıl, mantık ve hafıza yönünden zayıf olmaları bu yanlış kanıyı doğurmuştur. İnsanlar ve hayvanların ortak özelliği olan yaşam programı, içgüdülerimizi ve farklı yeteneklerimizi içerisinde barındırır. Bu içgüdüler, insanlar ile değişik hayvan türlerinde farklı özelliklere, bitkilerde daha da farklı özelliklere sahiptir. Kişisel program, her bir canlıya ait bireysel özellikleri içerisinde barındırır. Kalıtımsal özelliklerimiz, yeteneklerimiz, huylarımız kişisel programımız içerisindedir. Doğadaki hiçbir canlı bir diğerine benzemez. İster insan olsun, ister hayvan ve isterse de bitki.

Bu konuda son olarak, bilinçaltı hakkında bir kuş hikayesi anlatmak istiyorum.

Çocukluğumda, kardeşim ve ben ormanda gezerken yere düşmüş bir kuş yuvası ve içerisinde daha gözleri açılmamış üç adet kuş yavrusu bulduk. Bildiğiniz yabani köy kuşları.O kuş yavrularını aldık eve getirdik. Islak ekmek içi ile beslemeye başladık. Gözleri kapalı olmalarına rağmen ağızları sürekli açık bir şeyler yemek istiyorlardı.Sonra bir tanesi öldü. Diğer ikisi gözlerini açtıklarında karşılarında kardeşim ve beni gördüler. Zamanla bizim kuşlar büyümeye, tüylenmeye başladılar. Islak ekmek vermeyi bırakıp,ıslak bulgur vermeye başladık. O yabani kuşlar bizi anne-babaları bildiler. Oyunlar oynuyorduk, o yavrularla. Sonrasında uçma vakitleri geldi.Bizde uçurduk.Tamamen serbesttiler.Dışarıda iken elimi kaldırdığımda gelip elime konuyorlardı.Bu yabani hayvanlarla böyle bir ilişki kurmak hayal gibiydi.Uçuyorlardı, gidiyorlardı ama akşam eve geri geliyorlardı.Bir süre daha geçti aradan bazı akşamlar eve gelmemeye başladılar. Artık ayrılma vakitlerinin yavaş yavaş yaklaştığını anlamıştım. Bir süre sonra artık eve dönmediler. Ertesi yıl evimizin duvarına köy kuşları yuva yaptı. Onlar bizim kuşlar mıydı bilmiyorum, ancak bildiğim bir şey yaşamın olması gerektiği gibi işlediğiydi. O kuşlar yaşam programlarının (içgüdülerinin) gereğini yerine getirdiler. Başka kuşlarla etkileştiler, yeni bilgiler edindiler. Yapılması gerekeni yaptılar. Duyguları, düşünceleri, fikirleri yoktu. İnsanların hayvanlardan nasıl ayrıldığını anlatan canlı bir örnek olsa gerek bizim kuşların hikayesi.

Zeka Nedir?

Zeka ile akıl kavramları birbiri ile karıştırılan kavramlardır.

Zeka,

1-Hafızanın güçlü olması.

2-Hızlı düşünebilme ve karar verebilme.

3-Mümkün olduğunca fazla alternatif sonuca ulaşabilme.

İle ilgili bir kavramdır.

Yani güçlü bir hafızaya sahip, hızlı düşünen, farklı alternatif çözümlere ulaşabilen kişi zekidir, diyebiliriz.

Akıl, algı, düşünce, mantık ve hafıza arasında koordinasyonu sağlar. Bir görevi de seçiciliktir. Doğruyu-yanlışı seçmemizi sağlar. Ayrıca öğrenme ve öğretme işinin yapıldığı yerdir.

Mantık, akıldan gelen bilgilerin davranış olarak sergilenmeden önce kararın verildiği yerdir. İnsanlarda uygulanması gereken birden fazla alternatif davranış arasında karşılaştırma yapar ve en doğru olanını uygular. Ayrıca insanlarda sorgulama görevini de üstlenir.

Yaşam programına, içgüdü de diyebiliriz. Mesela dişi insanlarda annelik içgüdüsü, erkek insanlarda çiftleşme içgüdüsü buradan çıkar. Hayatta kalma içgüdüsü hemen hemen bütün canlıların ortak özelliğidir.

Bir ördek yavrusu yumurtasını kırıp, içerisinden çıktıktan hemen sonra havuza dalar ve yüzmeye başlar. O ördek yavrusu bu bilgilere yaşam programı sayesinde sahipti. Öğrenme yok, hemen uygulama var.

Kişisel program, her bir canlının sadece ona ait kişisel programıdır. Kişinin kendine has kalıtımsal özelliklerini, yeteneklerini ve huylarını içerisinde barındırır. ‘Can çıkar,huy çıkmaz’ derler ya, işte o buradaki huy’dur.

Hafıza bilgilerimizin saklandığı(depolandığı) yerdir. Kişisel program, yaşam programı ve algı üzerinden gelen bilgiler burada depolanır. Bilgisayarlardakine benzer, adresleme, geçici hafıza, kalıcı hafıza gibi bölümleri vardır.

Evet Sayın bigalioğlu bunları anlatmaktaydı. Tahminim, anılan bir bilim insanı ve mutlaka kendince haklı sebeplerle kimliğini açıklamak istemiyor…

Diğer taraftan, bilinçaltı hakkında yapılan araştırmalar sonucunda belirlenen ortak özellikler de şöyle:

Bilinçaltının 11 Özelliği

1- Bütün anıları depolar. Hiçbir şeyi silmez. Ana rahminden ölene kadar… Geçici olan ve geçici olmayan her şeyi kaydeder. 0–7 yaş arasında kritik akıl faaliyette olmadığı için her şey doğrudan bilinçaltına kaydedilir, doğru-yanlış, güzel-çirkin, ahlaklı-ahlaksız ayrımı olmadan… Kayıt anında anlamsız olsa bile ilerleyen dönemlerde kaydedilene, yaşantılar sonucu bir anlam yüklenir ve bu anlama göre kişinin tepki vermesi sağlanır.

2- İlişkilendirmeler, genellemeler yapar. Benzer şeyler ve düşünceler arasında bağlantılar kurar ve hemen öğrenir. Bu özellik çoğu zaman kişiyi zor durumda bırakır. Örneğin belli bir köpek yüzünden gerçekleşen korku yaşantısını bütün köpeklere genelleyerek bir fobi yaratabilir. Bir başka örnek: bahar aylarında acı bir kayıp yaşayan kişinin bilinçaltı bu acı ile baharı birbirine bağlayarak kişiye yıllarca süren bir döngüsel depresyon yaşatabilir. Çoğu zaman insanlar yıllar önce olan o olayı unutmuş olsalar bile bilinçaltı unutmaz.

3- Tüm anıları organize eder. Bunun için de zaman çizgisini kullanır. Bilinçaltı geçmiş, şimdi ve gelecek zamanı farklı yerlere kodlar. Örneğin geçmiş zaman, bazıları için arkada, bazıları içinse sağ veya sol yanda olabilir. Gelecek ise önünde uzanmış olabilir. Özellikle geçmiş ile ilgili hatıraların kodlandığı yer yaşanan birçok problemin kaynağı teşkil eder.

4- Çözümlenmemiş, olumsuz duygu yüklü anıları bastırır. Amacı kişiyi korumaktır. Yine de baskılanmış bu anılar ile ilgili semptomlar yaratmaktan da geri kalmaz. Örneğin kişinin yaşadığı taciz olayını bastırır ama kişinin kirlenmişlik hissini temizlik takıntısı ile dışa vurur. Bunu klasik bir obsesif-kompülsif durum olarak görürseniz tedavi şansınız kalmaz. Bu davranışı baskılasanız bile ya bir süre sonra yeniden ortaya çıkar ya da şekil değiştirir.

5- Bastırılmış anıları çözüm için sunar. Bir davranışın neden yapıldığını açıklamak ve “sahibini” korumak için bunu yapar. Ama sunduğu anının, o davranışla ilgili olması gerekmez. Sadece mantığınıza yatması ve o duygusal tepki için “sahibine” hak vermeniz yeterlidir.

6- Bedeni işletir. Bunun için detaylı bir planı vardır: Vücudun şimdiki halinin ve mükemmel sağlığın planına sahiptir. Bu nedenle bilinçaltının yarattığı psikosomatik rahatsızlıkları yine bilinçaltının yardımıyla gidermek mümkündür. Bazen bunu kendisi de yapar. Örneğin sınav kaygısı yüksek bir öğrencinin bilinçaltı kaygıyı yaratan sınavdan sahibini korumak için bağırsak sistemini bozabilir, o geceyi acilde baygın geçirtebilir, elleri ayakları, sanki sinir ucu iltihaplanması varmış gibi tutmaz olabilir vs. Ve sınav saati gelip geçtiğinde sahibini tekrar eski haline getirebilir. Aynı zamanda Yüksek Benliğin işleyişini kontrol eder.

7- Bedeni korur. Bedenin bütünlüğünü korur. Hücre düzeyinden sistemlere, sistemlerin uyumlu çalışmasına kadar bütün bedenin işleyişini bir an bile bırakmaksızın kontrol eder. Siz nefes almayı unutabilirsiniz ama o unutmaz.

8- Duyguların hâkimidir. Bilinçaltı tüm duygularımızın kaynağı ve yerleştiği yerdir. İnsan duygudan bir an bile çıkamaz. Bir duygu durumundan bir başkasına geçer ve bütün davranışların altında duygular vardır. Bilinçaltı olaylar ve duygular arasında bağlantılar kurar. Kurulan bu bağlantılar ve yüklenen anlamlar davranışlarımızın gerçek sebepleridir. Bir davranışı değiştirmek için ona yüklenmiş anlamı göz ardı eden yaklaşımlar, bilinçaltı karşısında yetersiz kalmaktır. Örneğin eğer sigaraya kendine güven gibi bir anlam yüklenmişse, bu anlamı yükleyebileceği yeni bir davranış seçeneği sunmazsanız sigarayı bırakmanıza izin vermez. Bulunan davranış seçeneğinin de en az sigara kadar kolay ulaşılabilir olması gerekir.

9- Son derece ahlaklıdır. Size öğretilen ve içinde yetiştirildiğiniz ahlaksal yapıya sıkı sıkıya bağlıdır. Tersi davranışlarda yaşanan suçluluk duygusu bazen bir ömür boyu sürer. Bu kez de bilinçaltı kişiyi cezalandıracak bir hastalık veya bir mahrumiyet yaratabilir.

10- Hizmet etmekten hoşlanır, gerçekleştirmek için net ifadelere ihtiyaç duyar. Bilinçaltı sahibi ne isterse sahibine onu verir. Yalnız bilinçaltı çok istediğimiz veya hiç istemediğimiz şeylere, yani iyi konsantre olduğumuz şeylere ulaşmamızı çabuklaştırır. Bundan dolayı Hipnozda kişi hep olumlu olana, istenen duruma yönlendirilir.

11- İstenene ulaşılması için kaynaklar üretir, muhafaza eder, dağıtım yapar ve “enerji” iletir. İsteme noktasında dikkatli olmak gerekir. Sürekli ölmek istediğini söyleyen biri, sonunda bilinçaltını tedavisi çok zor ya da imkânsız bir hastalık yaratmaya itebilir.

Bilinç ve Bilinçaltı Nedir, Nasıl İşler Videosu


Ayrıca Bakınız:
Çocuklarda Benlik Bilinci – Prof.Dr Doğan Cüceloğlu
Çocuklarda Bilinç ve Gelişimi Prof.Dr. Sırrı Bektaş

Sayfa, Hasan Sabri Kayaoğlu tarafından hazırlanmıştır…

Dişinin Reddettiği Erkek Meyve Sineği Alkole Başvuruyor

ABD’nin California Üniversitesi’nden bilimadamlarının yaptığı araştırmada, ”Sirke sinekleri” de denilen meyve sineklerinin (Drosophila melanogaster) beynindeki nöropeptid F molekülünün, hayvanlar ”Tatmin” olduğunda arttığı, aksi durumda azaldığı, dolayısıyla, ”Mutlu erkek sineğin” alkol oranı yüksek yiyecekleri genellikle tercih etmediği ve beynindeki molekül seviyesinin yüksek olduğu belirtildi. Reddedilen erkek sineklerin ise alkol oranı yüksek yiyecekler tükettiği ve beyinlerindeki nöropeptid molekülü seviyesinin düşük olduğu görüldü. Deney için bilimadamları önce erkek meyve sineklerini çiftleşmeye hazır dişilerin bulunduğu cam kafese koydu. Daha sonra, önceden çiftleşmiş dişiler ve yeni erkek sinekler de kafese koyularak dişilerin...Devamını Oku

Yazı, Hasan Sabri Kayaoğlu tarafından hazırlanmıştır…